POZİTİF EĞİTİMCİNİN FELSEFESİ
“Pozitif Eğitim”, yalnızca köpeklere birkaç komut öğretmek için kullanılan basit bir yöntem değil, başlı başına bir hayat tarzı, bir düşünce biçimidir.“Pozitif Eğitim”i ve dolayısıyla “pozitif düşünce”yi hayatınızın bir alanında uygulamaya başladıktan sonra, eğer gerçekten öğrenmek isterseniz, yavaş yavaş hayatınızın diğer alanlarında da etkisini göstermeye başladığını farkedeceksiniz.
Bu felsefenin olaylara hangi perspektiften bakmanız, sorunlara ne gibi çözümler üretmeniz gerektiği konusunda nasıl yol gösterdiğini örnekleyebilmek için, yeri geldikçe bugüne kadar bize yöneltilen bazı soruları ve verdiğimiz yanıtları, ya da web sitemizde yer verdiğimiz başkalarının kaleminden çıkmış makaleleri de sizlerle paylaşacağız. İşte bunlardan biri, bize gelen bir soru ve verdiğimiz yanıt:
Sn. Arahovitis,
Yıllardır sürdürmekte olduğunuz kapsamlı araştırma ve çalışmalar esnasında,
mesela diğer köpeklere tepkisel davranan köpeklerde yaptığınız gözlemlerde,
çıktığınız nokta ile kıyasladığınızda başka bir perspektiften bakmaya
başladığınızı farkettiğiniz bir an, ya da değiştirdiğiniz herhangi bir görüşünüz
oldu mu? Hani insan bazen bulmacanın eksik kalan parçasını bulduğunu hisseder de
“Tamam işte, buldum!” der ya, işte böyle anlar yaşadıysanız bunları öğrenmek
isterim.
Özellikle köpeklerin birbirlerine karşı takındığı saldırgan tutumlar hakkındaki
görüşlerinizi, felsefenizi öğrenmek de beni sevindirecek.
Yanıtınız için şimdiden teşekkür ediyor, çalışmalarınızda başarılar diliyorum.
Jenny.
=============================================
Sevgili Jenny,
Hiç değiştim mi, ya da birşeyleri değiştirdim mi?..Evet, hem de sanırım
herzaman..Umuyorum ki hayatım boyunca da değişiklikler yapmaya devam edeceğim.
Çünkü aslını söylemek gerekirse, bence eğitimin belirli bir formülü ya da tek
bir “gerçeği” yok. Elimizde bize yol gösteren bazı temel bilgiler var, ama
bundan sonrası bizim araştırma yeteneğimize kalıyor ve bu yetenek bize yolumuza
devam ederken yapmamız gereken değişiklikleri farketmekte yardım ediyor. Mesela
20 köpek eğittiğimi varsayalım, başlangıçta bu köpeklerin hepsinin sorunu
aynıymış gibi görünse bile, 20 köpek için sonuçta mutlaka en az 10 değişik yol
izlemiş ya da yöntem denemiş olurum. İşte bu yüzden de grup eğitimini çok fazla
sevmem, çünkü bunun köpekler için gerekenden çok daha fazla standartlaştırılmış
bir yöntem olduğunu, onların bireysel farklılıklarını gözardı ettiğini düşünürüm.
Bu çalışmalar sırasında yeni bir yöntem keşfettiğim, “Buldum!” dediğim öyle
sihirli bir an yaşamadım, çünkü bu bir anda ortaya çıkıveren bir keşif değil,
bitmeyen bir süreçtir; kimi zaman bazı küçük şeyleri ekleyerek, kimi zaman da
çıkartarak ufak değişikliklerle sürer gider. Bugün yaptıklarıma baktığımda,
bunların 15 önce yaptıklarımla karşılaştırılamayacağını, hatta neredeyse fazla
bir benzerlikleri olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Hatta 5 yıl önceki
yöntemlerim bile bugünkülerden belli noktalarda oldukça farklılar. Peki neden?
Çünkü sürekli olarak öğrenmeye devam ediyorum, tecrübe kazanıyorum, en önemlisi
köpekler bana çok şey öğretiyorlar – tabii bir de zaman değiştikçe buna bağlı
olarak sorunlar da farklılaşabiliyor. Bugün 10 yıl öncesi ile
karşılaştırdığımızda çok daha fazla sayıda “güvensizlik” problemi yaşayan köpek
var – mesela İskandinav ülkelerinde özellikle itaat eğitimleri yüzünden, itaat
etmeyi çok iyi öğrenen ama bunun bedeli olarak kendi yaşamlarını devam ettirmek
için gereken “kendine güven”i sıfır olan pek çok köpek var. Eğer bir köpek
birşeylerle nasıl başedeceğini bilmiyorsa, o noktada sorun yaşamaya başlıyor. Ve
biz insanlar maalesef köpeklerin hayatta kalma becerisini ve birşeylerin
üstesinden gelme yeteneğini ellerinden almakta gün geçtikçe daha da başarılı
oluyoruz.
İşte bu nedenle – yeni eğilimlere cevap verebilmek, insanlara köpeklerini
birşeylerle başedebilecek hale getirmeyi öğretmek için, benim eğitim
yöntemlerimin de değişmesi gerekiyordu. Bu benim 10 yıl önce tıpkı bugünkü
şekilde yaptığım birşey değil. Hatta sanırım 5 yıl önce bile değildi.
Bir itirafta bulunacağım: Yaşamları boyunca – hiçbir değişiklik yapmadan, yeni
fikirlere açık olmadan, yeni yöntemler öğrenmeden – aynı şeyleri yapan
eğitimcilere ve bu eğitimcilerin başarılı olabileceklerine inanmıyorum.
Açıkfikirli olmak, kendi aklıyla ve bilgisiyle bile sürekli mücadele içinde
olmak, asla araştırmaktan vazgeçmemek ve meraklı olmak. İşte benim yaşam şeklim
bu.
Köpeklerin birbirlerine karşı takındığı saldırganlık konusundaki felsefeme
gelince…Bu konuda tek bir felsefem olduğunu sanmıyorum. Ama bazı görüşlerim var.
Köpeklerin birbirlerinden hoşlanmamalarının pekçok farklı sebebi olabilir, yani
bunun kesin bir kuralı yok. Ama şu da bir gerçek ki, hemen bütün canlı
türlerinin erkekleri -insan da dahil olmak üzere-, içlerinde çok daha fazla öfke
barındırıyor, gücünü göstermeyi seviyor, sert tabiatlı oluyor. Köpekler de bu
genellemenin dışında değiller. Olaya bu yönden baktığımızda, erkek köpeklerin
birbirlerine tepkisel davranmaya çok daha fazla eğilimli olduklarını görürüz,
ama buna agresiflik demek bence yanlış olur. Erkek köpeklerin bu küçük “tartışmaları”,
genelde yine başladığı gibi çabucak yatışır, böylesi kısa bir gösteri nedense
onlara adeta keyif verir. Böyle bir durumla karşılaştığımda, yani erkek köpekler
böyle bir davranış sergilediğinde, genellikle çok rahat davranırım – farketmemiş
ya da aldırmıyor gibi yanlarından yürür geçerim ve kendi kendilerine
bitirmelerini beklerim – eğer 8-10 saniye içinde hala bitirmemiş olurlarsa o
zaman müdahele ederim, ama hafızam beni yanıltmıyorsa bu süre içinde
kendiliklerinden buna bir son vermediklerine hiç tanık olmadım. Onları
gördüğümde içimden saymaya başlarım ve genellikle 7 veya 8 saniye sonra herşey -benim
birşey yapmama gerek olmadan- eski haline döner.
Öyleyse diyebiliriz ki bu anlattığımız erkeklere özgü birşeydir.
Bunun ardından bir de içinde yaşadıkları toplum ve aldıkları etkileşim yolu ile,
diğer köpeklerin korkunç olduğu ve onlarla savaşılması gerektiğini öğrenen
köpeklerden bahsedebiliriz. Aslını isterseniz çevremizde galiba en fazla da bu
tür köpeklere rastlıyoruz. Başka bir deyişle bu bir çeşit öğrenilmiş davranıştır,
nedeni kimi zaman yanlış ya da çok az sosyalleşme, hatta maalesef çoğu kez –bizim
onlara bunu böyle öğretmemiz-dir. Genç köpekler diğer köpekleri gördüklerinde
heyecanlanır ve havlarlar, insanlar ise bunu yanlış yorumlayıp agresiflik
olduğunu düşünürler –ki kesinlikle böyle DEĞİLDİR-, köpeğe bağırırlar, onu
cezalandırırlar, tasmasını çekiştirirler; tabi böyle olunca da köpek bu
tepkileri bakıp havladığı diğer köpek ile ilşkilendirir, kısa bir süre içinde
de, bu hareketin sürekli tekrarlanması neticesinde diğer köpeklerin kötü ve
tehlikeli oldukları sonucuna varır.
Ben hayatım boyunca çok çok az sayıda gerçekten agresif olan köpek ile
karşılaştım; ve bu birkaç vaka da hep yanlış ilişkilendirmelerin sonucu
öğrenilmiş davranışlardı. İlk bakışta öyleymiş gibi görünmekle beraber,
diğerlerinin hiçbiri agresif değildi; bu köpekler ya yanlış anlaşılmışlardı, ya
da yanlış yorumlanmışlardı, veya onlara yanlış davranılmıştı…
Öyleyse böyle bir tavrın olası nedenlerini özetle şu şekilde sıralayabiliriz:
- bu “erkeklere özgü” bir tavır olabilir, sorunmuş gibi görünür ama
çok kısa bir sürede kendiliğinden çözülür
- yalnızca başka bir köpeği görüp ilgisini ve heyecanını göstermek
isteyen ve yanlış anlaşılan genç bir köpek olabilir
- ilişkilendirme yolu ile öğrenilmiş bir davranış olabilir
- dişi köpeğe yakınlaşmaya çalışan erkek köpekler arasındaki
rekabetten kaynaklanıyor olabilir – ve önem sırasında asla sonuncu olmamakla
birlikte, listeye son olarak bir de şunu ekleyebiliriz:
- köpeğin hayatındaki diğer etkenlerin (aşırı kontrol, çok fazla
beklenti ve eğitim yüklemesi, sağlık sorunları, agresif bir sahip, can sıkıntısı,
fiziksel egzersizler ve diğer nedenler) oldukça yükselttiği stres seviyesinin
yarattığı gerginlik. Köpeklerin stres seviyeleri yükseldiğinde savunma
mekanizmaları da faaliyete geçer ve daha kolay sinirlenirler. Ben pekçok kez
köpek sahiplerinin köpekleriyle top oynarken onların stres seviyelerini farkında
olmadan yükselttiklerine tanık oldum; bunun hemen ardından -köpek yatışmadan-
çıkılan bir yürüyüşte de köpeğin bir diğer erkek köpeğe havlaması çok normaldir
– peki niye erkek köpek acaba? Sanırım bu tavrı bir dişi köpeğe aynı şekilde
gösteremiyorlar, ya da bu onlara aynı hissi vermiyor, değil mi? Öyleyse bu
davranış yüksek stresin doğrudan bir neticesi ve onlar da bunu – bir köpek için
– en uygun olan hedefe, yani bir diğer erkek köpeğe yönlendiriyorlar. Bazı
köpekler de gerçekte sahipleri, sahiplerinin eşi ya da çocukları, ya da bir
komşuları için kavga etme içgüdüsüyle harekete geçerler ama bunu genellikle
yakınlarındaki bir diğer erkek köpeğe yönlendirirler.
Köpekler aslında birbirlerine gerçekten agresif davranamayacak kadar sosyal bir
tabiata sahiptir. Öyleyse onların böylesi bir tutum içine girmelerinin mutlaka
bir sebebi vardır, işte bu sebeple ben bu davranışı genellemeyi ve agresiflik
olarak isimlendirmeyi reddediyorum. Her durum için gerçekte bunun ne olduğunu
anlatan, nedenini kapsayan bir kelime bulup kullanmayı tercih ediyorum.
İşte belki de bu bir tür “Pozitif Eğitimci Felsefesi” olarak adlandırılabilir,
ne dersiniz?
Mehveş İpek & Yiannis Arahovitis
StarDogs Positive Training
Positive-S